Zülfü Livaneli Biyografisi, Zülfü Livaneli Hayatı Hakkında, Zülfü Livaneli Yaşamı

Biyografi Yorum yok »

20 Haziran 1946 yılında Mustafa Sabri Livaneli ve Şükriye Livaneli’nin çocukları olarak Konya’da dünyaya geldi. Henüz küçük yaşlardayken müzikle ilgilenmeye başladı ve bağlama çalmayı öğrendi.
1964 yılında Ülker Tunçay ile evlenen Livaneli çiftinin 1966’da kızları Aylin Livaneli dünyaya geldi.

Politik duruşu sebebiyle, 1971’de yaşanan darbe sonrasında cezaevine giren sanatçı 1972 yılında İsveç’e yerleşti.

Stockholm’da bir yıl müzik eğitimi gördü. 1973’te ilk albümü Chants Revolutionnaires Turcs’ü Belçika’da yayınladı. 1975 yılında mezun olduktan sonra, çalışmalarını uzunçalar olarak kaydetti. Bağlama çalarak yaptığı geleneksel türkü formundaki müziğiyle batı enstrümanlarını bir arada kullanıyordu. Zengin ve farklı bir müzikal altyapı oluşturmaya başlamıştı.

1976’da Otobüs filminin müziklerini yazan sanatçı, daha sonraki yıllarda da filmler için beste yapmaya devam etti.

Nazım Hikmet’in şiirlerinden bestelediği şarkılarını, 1978 yılında yaptığı “Nazım Türküsü” albümünde bir araya getirdi. Müziği geniş kitlelere ulaşmaya başladığında, dünyaca ünlü pek çok müzisyenin de ilgisini çekmeye başladı. Maria Faranduri ve Mikis Theodorakis’le çeşitli ülkelerde konserler verdi, plaklar doldurdu.

Ekim 1986′da Cengiz Aytmatov’un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Issyk - Kul Forumu’nda yer aldı.

1987’de senaryosunu da yazdığı ilk filmi “Yer Demir Gök Bakır” için kamera arkasına geçti. German Camera Award ve San Sebastián International Film Festival tarafından ödüle layık görülen ilk filmin başarısı büyük oldu.

1988’de çektiği ikinci uzun metrajlı filmi, “Sis ve Gece”te, ünlü aktör ve yönetmen Elia Kazan rol alıyordu. Kazan’ın aktör olarak rol aldığı son film olan Sis, Montpellier Mediterranean Film Festival ve Valencia Festival of Mediterranean Cinema gibi iki önemli festivalden de ödülle döndü.

1993’te sanatçı Şahmaran filmini çekti. Türkan Şoray ve Mehmet Balkiz’in başrollerinde oynadığı film, diğer iki filmine göre daha az ses getirdi. Şahmaran, 1976’dan itibaren yaklaşık 30 film bestelediği, aralarında, “Sürü”, “Yol” ve “Yılanı Öldürseler” gibi önemli yapımlar için yazdığı şarkılar da olan, film müziği çalışmalarının sonuncusuydu. Livaneli aynı yıl ilk kitabı olan “Diktatör İle Palyaço”yu yayınladı.

1994’te ikinci kitabı “Sosyalizm Öldü mü?” çıktı. Sanatçı aynı yıl, yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına aday oldu.

1996’da merkezi Paris’te bulunan UNESCO tarafından büyükelçi olarak seçildi.

1998′te,“Orta Zekalılar Cenneti”, “Arafat’ta Bir Çocuk”, “Livaneli Besteleri-Nota” kitaplarını yayınlayan sanatçı, 1999 yılında ikinci kez İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına aday oldu.

2001 yılında “Bir Kedi Bir Adam Bir Ölüm”, “Engereğin Gözündeki Kamaşma” kitaplarını yayınlayan Livaneli, 2002 genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili seçildi.

2004 yılında partisinden istifa edip bağımsız milletvekili olan sanatçı, 2005’te, Mikis Theodorakis ve Kanada’da yaşayan bilim adamı Apostolos Papageorgio ile birlikte, antik dönemin en önemli hekimlerinden biri olan Efesli Soranos adına verilen ‘Soranos Dostluk ve Bilim Ödülü’nü aldı.

18 Temmuz 2006’da, Yunanlı besteci ve yorumcu Mikis Theodorakis adına verilmeye başlayan, Türk-Yunan dostluğuna katkıda bulunanların ödüllendirildiği Theodorakis Ödülü’nün sahibi oldu.

Livaneli, halen Vatan Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmakta ve UNESCO kültür elçiliği görevine devam etmektedir.

ÖDÜLLERİ:

Theodorakis ödülü - Temmuz 2006

Soranos Dostluk Ödülü - Ekim 2005

En İyi Film Müziği - Sürü-1978 - Sinema Yazarları Derneği (SİYAD)

En İyi Film Müziği - Yılanı Öldürseler -1982- Ankara Sanat Evi

Yılın Plağı Ödülü, Yunanistan - Maria Faranduri Livaneli Söylüyor -1982

Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü - Film Müziği-Yol -1982

Alman Plak Eleştirmenleri Derneği Yılın Plağı Ödülü - Maria Faranduri Livaneli Söylüyor -1993

Edison Ödülü, Hollanda - Maria Faranduri Livaneli Söylüyor -1983

Altın Plak Ödülü - Livaneli-Theodorakis- Güneş Topla Benim İçin -1986

Yılın Müzisyeni, Türkiye - 1984 Nokta Dergisi- Doruktakiler

Cannes Film Festivali - 1987 Özgün Bir Bakış

En İyi Yabancı Film Ödülü-San Sebastian Film Festivali, İspanya - Yer Demir Gök Bakır -1987

‘Hıristiyan Sinema Örgütü -OCIC’

Köln Foto Kino Fuarı, B. Almanya - 1987 ‘Altın Kamera’ (Jurgen Jurges)

En İyi Film Yönetmeni, Türkiye - 1989 Nokta Dergisi- Doruktakiler

Montpellier Festivali Altın Antigone Birincilik Ödülü - 1989 Sis

Valencia Altın Palmiye Birincilik Ödülü - Sis- 1989 En İyi Yönetmen Ödülü

Avrupa Film Akademisi En İyi Film Adaylığı - 1989 Sis

Fransız Eleştirmenlerince Avrupa’nın En İyi On Filminden biri - 1989 Sis

En İyi İkinci Film Ödülü - 1989 Antalya Film Festivali-Sis

Abdi İpekçi Ödülü - 1996

Abdi İpekçi Ödülü - 1997

Balkan Edebiyat Ödülü, Türkiye, 1997 Engereğin Gözündeki Kamaşma

Premio Luigi Tenco Uluslararası Besteci Ödülü, San Remo, İtalya - 1999

37. Antalya Altın Portakal Film Festivali Yaşam Boyu Onur Ödülü - 1999

Yunus Nadi Roman Ödülü, Türkiye - 2001 Bir Kedi Bir Adam Bir Ölüm

ALBÜMLERİ:

1973-Chants Revolutionnaires Turcs

1975-Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz

1977-Merhaba

1978-Nazım Türküsü

1978-Otobüs(Sdt.)

1979-Alamanya Beyleri

1979-Atlının Türküsü

1980-Günlerimiz

1980-İnce Memet Türküsü

1982-Livaneli Söylüyor

1983-Yol (Sdt.)

1983-Eine Auswahl

1983-Ada

1984-İstanbul Konseri

1985-Güneş Topla Benim İçin

1986-Zor Yıllar

1987-Gökyüzü Herkesindir

1988-Film Müzikleri

1990-Crossroads

1993-Saat 4 Yoksun

1995-Neylersin

1996-Janus

1996-Yangın Yeri

1997-Livaneli & Theodorakis: Birlikte

1999-London Symphony Orch. Plays Livaneli

1999-Unutulmayanlar

2002-Nazım Türküsü (yeniden basıldı)

Zlatan Ibrahimovic Biyografisi, Zlatan Ibrahimovic Hayatı Hakkında, Zlatan Ibrahimovic Yaşamı

Biyografi Yorum yok »

 1995 yılında büyüdüğü şehrin takımı Malmö ile anlaşan Ibrahimovic, burada geçirdiği birkaç yılın ardından, genç yeteneklere olan ilgisiyle ünlü Arsenal menajeri Arsen Wenger’in ilgisini çekmeyi başardı ancak Malmö kulübü Ibrahimovic’in transferine izin vermedi. 2001 yılında 7.8 Milyon avro karşılığında Ajax’a transfer oldu ve bu takımla önemli başarılara imza attı.
Ajax’ta oynadığı sırada, Hollanda ile yapılan bir milli maçta Ajax’tan takım arkadaşı Rafael van der Vaart’ı kasten sakatladığı gerekçesiyle Juventus’a satışına karar verildi.

19 Milyon avroya gerçekleşen Juventus transferinin ardından takımda ilk onbirde yer bulmaya başlayan Ibrahimovic, bu takım ile İtalya şampiyonluğu yaşadı. 2005-2006 sezonunda İtalya’da patlak veren şike skandalı ile birlikte Juventus’un küme düşürülmesinin ardından Interview’e transfer oldu.

Zlatan Ibrahimovic futbol hayatını halen Inter kulübünde sürdürmekte.

Ziya Paşa Biyografisi, Ziya Paşa Hayatı Hakkında, Ziya Paşa Yaşamı

Biyografi Yorum yok »

Ziya Paşa, 1825 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl ismi Abdülhamid Ziyaeddin’dir. Babası Galata Gümrüğü’nde katiplik yapan Erzurumlu Ferideddin Efendi’ydi. Ziya Paşa, İlk ve Orta öğreniminin bir bölümünü Süleymaniye’deki Edebiye Mektebi’nde yaptıktan sonra Bayezid Rüştiyesi’ne geçti ve bir yandan da özel derslerle Arapça ve Farsça öğrendi. Henüz 15 yaşında iken Aşık Garip, Aşık Kerem ve Aşık Ömer gibi halk şairlerinin eserlerini okumaya başladı. Şiir ile ilgisi okul çağlarında başladı. Bir süre Sadaret Mektub-i Kalemi’nde çalıştıktan sonra 1855 yılında Mustafa Reşit Paşa’nın aracılıyla sarayda Mabeyn Katipliği’ne getirildi. Bir yandan Fransızca öğrenmeye başladı.
Sultan Abdülmecit’in vefatından sonra Ali Paşa’nın sadrazamlığa atanması üzerine saraydaki işinden uzaklaştırldı. Bir süre Zaptiye Müsteşarlığı yaptı. 1861 yılında Kıbrıs mutasarrıfı oldu. Bir süre Atina’da büyükelçilik görevini yerine getirdi. Ardından Sultan Abdülaziz’in kendisini istanbul’a çağırması üzerine geri döndü. Abdülaziz tarafından Bosna’nın denetimi ile görevlendirildi. Ancak İstanbul’a dönmesinden kıa bir süre sonra Bab-ı Ali, Ziya Paşa’yı Amasya Musarrıflığı görevi ile İstanbul’dan uzaklaştırdı.

1865 yılında Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ne katıldı. Sultan Abdülhamit yönetimine karşı geldiği için tekrar Kıbrıs Mutasarrıflığı’na atandı. Ancak aynı dönem Erzurum Vali Muavinli’ne atanan Namık Kemal ile birlikte Avrupa’ya kaçtı. Londra’da Namık Kemal ile birlikte Yeni Osmanlılar’ın yayın organı olan “Hürriyet” gazetesini çıkardılar. Namık Kemal’in ayrılmasından sonra gazetenin başına geçti.

1870 yılında Cenevre’ye gitti, ertesi yıl Ali Paşa’nın ölümünü öğrendi ve İstanbul’a döndü. 1872 ile 1876 yılları arasında Şura-yı Devlet ve Maarif Müsteşarlığı yaptı. Abdülhamit’in isteği üzerine Kanun-i Esasi’nin hazırlanması için oluşturulan kurulda yer aldı. 1876 yılında I. Meşrutiyet’in ilanı ile önce Suriye Valiliği’ne ardından Adana Valiliği’ne atandı. 17 Mayıs 1880 tarihinde Adana’daki görevi devam ederken vefat etti.

Özellikle fikir bakımından J.J Rousseau’nun etkisinde kalan Ziya Paşa, buna rağmen Divan Edebiyatı’ndan kopmamıştır. Yazdığı “Harâbât” adlı antolojisi ile eski geleneği devam ettirmiştir. Şiirlerinde daha çok siyasi ve sosyal konulara ağırlık vermiştir. Bir süre beraber çalıştığı Namık Kemal ile geleneksel edebiyat alanında zaman zaman tartışmalara girmişti. Makale, şiir, antoloji ve edebiyat tarihi alanlarında eserler veren Ziya Paşa, nazım şekli ve dil olarak da eskiye bağlıydı. Nesirlerinde açık ve anlaşılır bir konuşma dili kullanmış olsa da şiirlerinde dili daha ağırdır.

Namık Kemal ve İbrahim Şinasi ile birlikte Türk Edebiyatı’nın temellerini atmış olan şair, kullandığı geleneksel usluba rağmen batılılaşma ve yenilikçi Tanzimat Edebiyatı’nın öncüleri arasında yer almaktadır. “Tercih-i Bend” ve “Terkib-i Bend” adlı şiirlerinde ilk kez inasan yazgısı ve metafizik konular üzerinde durmuştur. 1874-1875 yılları arasında Arap, Fars ve Türk şairlerin eserlerinden oluşan “Harâbât” adlı eserini hazırlamıştır.

ESERLERİ:

Zafernâme
Harâbat, (3 cilt-1874)
Tercî-i Bend ve Terkib-i Bend
Eş’âr-ı Ziya
Endülüs Tarihi, (2 cilt)
Rüya
Veraset Mektupları
Külliyat-ı Ziya Paşa
Ziya Paşa’nın Şiirleri

Ziya Osman Saba Biyografisi, Ziya Osman Saba Hayatı Hakkında, Ziya Osman Saba Yaşamı

Biyografi Yorum yok »

 30 Mart 1910 tarihinde, İstanbul Kanatlarımın Altında’da dünyaya gelen Saba, 1931 senesinde, şavaş yıllarında yatılı olarak okuduğu, Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu.
Lise arkadaşı Cahit Sıtkı Tarancı gibi, edebiyata lise yıllarında merak saran Saba’nın ilk şiirleri, Ocak 1927’de, Servet-i Fünun Dergisi’nde yayınlandı.

Yeni bir edebi tarz oluşturarak ve Batı edebiyatını takip ederek, özgün şiirler üretmek adına, Cumhuriyet Dönemi’nin başlarında bir araya gelen tek topluluk olan, Yedi Meşaleciler’e, 1928’de katılan Ziya Osman Saba’nın adı, bu topluluğu oluşturan, Sabri Esat Siyavuşgil, Vasfi Mahir Kocatürk, Yaşar Nabi Nayır, Cevdet Kudret, Kenan Hulusi, Muammer Lütfi gibi birçok isim arasında en dikkat çekenidir.

Yedi Meşaleciler’in şiir anlayışını, sanat hayatının bitimine dek sürdüren tek şair olan Ziya Osman Saba, Meşale Dergisi kapanınca, bir süre Milliyet Gazetesi’nin edebiyat sayfasına ve İçtihat Dergisi’ne yazdı. Varlık Dergisi çıkmaya başlayınca, hikaye ve şiirlerini, 15 Temmuz 1933 tarihinde, çıkan ilk sayısından itibaren, sıklıkla Varlık’ta yayımladı.

1936 yılında, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan ünlü şair Saba, 1931 ile 1936 seneleri arasında, üniversitedeyken, Cumhuriyet Gazetesi muhasebe servisinde görev aldı. Mezuniyetinden sonra da, 1945’e kadar, Emlak Kredi Bankası’nda çalışan Ziya Osman Saba, Milli Eğitim Basımevi’nde, tashih bürosu şefliği görevini üstlendi.

Saba, 1950’de, kalp rahasızlığı sebebiyle, emekli olarak, Kadıköy’deki evinde, Varlık Yayınevi’nin yayın işleriyle meşgul olmaya başladı.

İçine kapanık bir şair ve bir İstanbul yazarı olarak, sanat hayatı boyunca, çevresindeki değişimin içinde hep incelikleri, güzellikleri arayan Ziya Osman Saba, bu özelliğini eserlerinde de sergiledi.

Şiirlerinde, çocukluk özlemi, anılara düşkünlük, ev ve aile sevgisi, yoksulluk ve acıma duyguları, utanç, kadercilik, küçük mutluluklarla yetinme, ölüm korkusu ve öteki dünya merakı, iyilik düşüncesi, İstanbul sevgisi ve inanç gibi bireysel konuları işleyen Saba, gözlemci ve dışavurumcu, kendine özgü tarzıyla, çeşitli hikayeler de yazdı.

Şiirlerini, “Sebil ve Güvercinler”, “Geçen Zaman” ve “Nefes Almak” kitaplarında bir araya getiren, hikayelerini de, “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” ile “Değişen İstanbul” kitaplarında toplayan Saba, Goncourt Kardeşler’den roman çevirileri de yapmıştır.

Yazar Ziya Osman Saba, 29 Ocak 1957 tarihinde, İstanbul’daki evinde vefatının ardından, Eyüp mezarlığına gömüldü.

Ziya Gökalp Biyografisi, Ziya Gökalp Hayatı Hakkında, Ziya Gökalp Yaşamı

Biyografi Yorum yok »

23 Mart 1876’da, Diyarbakır’da dünyaya gelen Gökalp’in asıl ismi, Mehmet Ziya’ydı. Babası yerel gazetede memur olarak çalışan Gökalp, eğitimine Diyarbakır’da başladı. aynı şehirde 1890’da Askeri Rüştiye’yi ve 1894’te de, Askeri İdadi’yi bitirdi.
Geleneksel İslam ilimlerini, amcasından öğrenen Gökalp, 18 yaşında intihara teşebbüs etti.

1895′te, İstanbul Kanatlarımın Altında’a gitmesinin ardından, Veterinerlik Fakültesi’ne kaydını yaptıran Gökalp, burada öğrenim görmesi esnasında, İbrahim Temo ve İshak Sukûti ile tanıştı.

Jön Türkler’den etkilenen ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılan ve Diyarbakır Valisi Halit Bey’in yolsuzluklarına karşı mücadeleye girişen Gökalp, 1898’de arkadaşlarıyla birlikte okuduğu Fransızca kitapların zararlı okuduklarının öne sürülmesi ve muhalif eylemleri nedeniyle tutuklanarak, bir sene boyunca cezaevinde yattı.

Serbest bırakılmasının ardından, “Zaptiye Nezareti altında bulundurulmak üzere”, Diyarbakır’a sürgüne gönderilen Gökalp, 1908′e kadar, Diyarbakır’da bir süre memurluk yaptı. Bu dönemde, siyaset, felsefe ve tarih üstüne incelemeler yaparken, istibdat aleyhine, bazı gizli faaliyetlere de katılan Gökalp, bölgede güvenliği sağlamak için organize edilen, Hamidiye alaylarının başındaki Milli aşiret reisi İbrahim Paşa’nın adının karıştığı soygun ve baskın olayları karşısında halkı birlik olmaya çağırdı.

1905’te, halk 3 gün süreyle, telgrafhaneyi işgal ederek, İbrahim Paşa ve adamlarının cezalandırılması için saraya telgraflar çekti.

Avrupa ve Asya ülkeleri arasında önemli bir bağlantı noktası olan, telgrafhanenin basılması, olayın daha da büyümesine yol açtı ve yabancı ülkeler saraya baskı yapmaya başladı. Bu durum, İstanbul’dan Diyarbakır’a konuyu araştırmak üzere bir soruşturma kurulu gönderilmesi sağladı.

Gelen inceleme kurulu sayesinde, Hamidiye alaylarının bir süre yolsuzluklara son vermesi sağlandıysa da, kısa sürede yeni olaylar yaşanınca, Ziya Gökalp ve arkadaşlarının liderliğindeki halk, tekrar telgrafhaneyi ele geçirdi.

Bu sefer, 11 gün süren bu ikinci işgal halkın kesin zaferiyle sonuçlandı ve neticede, 1907’de, hükümet, İbrahim Paşa ve alaylarını bölgeden uzaklaştırmak zorunda kaldı. Daha sonra bu olay, Gökalp’in ilk eseri olan, Şaki İbrahim Destanı’na konu oldu.

İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra, Ziya Gökalp’ın kurduğu gizli cemiyetin yerini, İttihat ve Terakki Cemiyeti aldı. Cemiyetin Diyarbakır temsilcisi olan, daha sonra da, Peyman Gazetesi’ni çıkaran Gökalp, 1909′da, Selanik’te toplanan, İttihat ve Terakki Kongresi’ne, il temsilcisi olarak katıldı.

Kongreden bir sene sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçilen ve 1910’da kurulmasında liderlik yaptığı İttihat Terakki İdadisi’nde, sosyoloji dersleri veren Ziya Gökalp, bu sırada, Yeni Lisan makaleleriyle, dil hakkındaki fikirleri içeren Genç Kalemler Dergisi’nin kadrosuna girerek, dergide yayınlanan, Türkçülük ve Türk Dili ile ilgili makale ve şiirleriyle, büyük ilgi uyandırdı. Gökalp, Yeni Felsefe, Rumeli gibi dergi ve gazetelerde de bu konularda çeşitli yazılar kaleme aldı.

1912′de, Ergani, Maden’den, Meclis-i Mebusan’a seçilerek, İstanbul’a geri dönen ve Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer alan Gökalp, derneğe ait, Türk Yurdu, Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası ve Yeni Mecmua gibi yayın organlarında yazılarına devam ederken, Darülfünun-u Osmani’de de sosyoloji dersleri verdi.

Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı yenilgisinin ardından tüm yetkilerine el konan Gökalp, 1919′da, İngilizler tarafından Malta Adası’na sürgüne gönderildi ve 1921’e kadar burada kaldı.

İki yıllık sürgün döneminden sonra, Diyarbakır’a geri dönen ve Küçük Mecmua’yı çıkaran Gökalp, 1923′te, Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı’na tayin edilerek, Ankara’ya gitti. Aynı yıl, İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, Diyarbakır temsilcisi olarak giren Ziya Gökalp’in, Hakimiyeti Milliye, Yeni Gün, Cumhuriyet Gazetesi’nde makaleleri çıkıyordu.

Ziya Gökalp, 25 Ekim 1924 tarihinde, kısa süren bir hastalığın ardından, İstanbul’da hayata veda etti.

Kızıl Elma (1914), Yeni Hayat (1918) ve Altın Işık (1923) adlarında üç kitapta, masal ve şiirlerini toplayan Gökalp’in, 1923’te yazdığı, Türk Töresi, Türkçülüğün Esasları ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin programını değerlendirdiği, Doğru Yol gibi eserleri de bulunur.

Ölümünden sonra, 1926’da, Türk Medeniyet Tarihi ve Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler adlı iki eseri daha yayınlandı.

Yine ölümünden sonra, çeşitli gazete ve dergilerde çıkmış, Çınaraltı (1939), Fırka Nedir? (1947), Ziya Gökalp Diyor ki (1950), Ziya Gökalp’in neşredilmemiş yedi eseri ve aile mektupları (1956), Ziya Gökalp’ın Yazarlık Hayatı (1956), 2 kitaplık Ziya Gökalp Külliyatı (1. kitap Şiirler ve Halk Masalları (1952), 2. kitap Limni ve Malta Mektupları (1965)), Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri (1973) gibi birçok yazı ve mektupları, düzenlenerek, kitaplarda toplandı.

Kendi sözleriyle o, “şiir için değil şuur için” çalışırdı. Fikirlerini satırlara dökmesinin sebebinin, halk hafızasında kalıplaşmış bazı sözlerin kalmasını sağlamak olduğunu ifade eden Gökalp, Türk edebiyatında sanatçılığından ve şairliğinden çok, fikir adamlığı yönüyle göze çarpan biriydi.

Şiirlerinde hece ölçüsüne değer veren Gökalp’in amacı, fikirlerini geniş kitlelere yaymak olduğundan, eserlerinde kullandığı dil sade ve doğaldı.

“Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” sözüyle ifade ettiği, Türk kültür ve felsefesinin, Batı’nın bilimsel ve yenilikçi değerleriyle ve İslam’ın ahlaki yapısıyla kaynaşıp, tamamlanmış ve temellerini, Emile Durkheim’in, düşünce bazında kurduğu, “dayanışma” içinde olan bir toplumsal birliğin oluşmasını arzulayan Gökalp, siyasi fikirlerini ve hedeflerini, çok sayıda makalede yazarak, milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde de etkin rol oynadı.

Zinedine Zidane Biyografisi, Zinedine Zidane Hayatı Hakkında, Zinedine Zidane Yaşamı

Biyografi Yorum yok »

23 Haziran 1972′de Marsilya’da doğdu. Futbol hayatına Cannes kulübünde başladı. Cannes’dan ayrılmasının ardından, Bordeaux’ya transfer oldu. Bordeaux’da başarılı futboluyla dikkat çeken Zizou, 1996 yılında, 3 milyon Euro karşılığında Juventus’a transfer oldu.
Juventus’taki başarılı futbolunu milli takımada yansıtan Zidane, Fransa’nın 1998 FIFA Dünya Kupası’nı kazanmasında büyük pay sahibiydi. Finalde, Brezilya’ya attığı 2 kafa golü, kupayı Fransa’ya getirdi. O yıl FIFA tarafından Dünya’nın En İyi Futbolcusu Ödülüne layık görülen Zidane, 2000 yılında ülkesinin Avrupa Şampiyonluğu’na uzanmasında gene büyük rol oynadı. Bu başarılarından dolayı 2.kez dünya’nın en iyi futbolcusu seçildi.

2001 yılında Juventus’tan 81 milyon Dolar karşılığında Real Madrid’e transfer oldu. İlk gittiği sezonda Real Madrid ile Şampiyonlar Ligi kupasını kazandı. Finalde Bayer Leverkusen’e attığı güzel gol UEFA’nın web sitesinde jenerik oldu.

2002 / 2003 senesinde Real Madrid’le İspanya Futbol Ligi Şampiyonluğu yaşayan Zizou, aynı yıl FIFA tarafından 3.kez dünya’da yılın futbolcusu ünvanını kazandı. Fransa Milli Futbol Takımı’nın 2004 Avrupa Şampiyonası’ndaki kötü sonuçları ardından milli takıma veda etti. Fransa’nın kendisine ihtiyacı olduğunu düşünerek geri döndü.

Zidane, Real Madrid’le 7 Mayıs’ta Villareal karşısında son kez sahaya çıktı. Kulüp takımları kariyerine son verdiğini, profesyonel futbol yaşantısına da 2006 FIFA Dünya Kupası sonrasında noktayı koyacağını açıkladı.

34 yaşında Fransa milli takımı forması altında sahaya çıktığı dünya kupası finalinde, İtalyan oyuncu Marco Materazzi’ye attığı kafa sonrası kırmızı kartla oyun dışında kalarak, 2006 dünya kupasının en çok konuşulan ismi oldu.

Zico Biyografisi, Zico Hayatı Hakkında, Zico Yaşamı

Biyografi Yorum yok »

Zico’ lakaplı Arthur Antunes Coimbra, 3 Mart 1953’de Rio de Janeiro’nun varoşlarından Quintino’da düşük gelirli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çoğu Brazilyalı gibi çocukluğunu sokaklarda futbol oynayarak geçiren Zico, radyo spikeri Celso Garcia’nın dikkatini çekti. Garcia, onun Flamengo Takımı’nda denenmesini sağladı ve futbol kariyeri başlamış oldu.
Fiziksel olarak zayıf olan vücut yapısını, yoğun ve disiplinli kas geliştirme çalışmaları ve diyetle güçlendirmesi, Zico’nun ilerdeki başarılarında önemli rol oynadı. Flamingo’dayken takımın anahtar oyuncusu rolünde olan Zico, 1981’de bu takımdaki ilk sezonunda Libertadores Kupası’nın ve Intercontinental Kupası’nın kazanılmasının yanısıra 3 Brazilya Şampiyonluğu yaşadı.

Her iki ayağını kullanabilen ve serbest vuruşlarda uzman olan Zico, akla gelebilecek her yolla goller bulan ve takımını çok iyi organize eden bir orta saha oyuncusuydu. Pele’den sonra Brezilya’nın yetiştirdiği en iyi oyuncu olarak gösterilen Zico, futbolculuk dönemi boyunca Beyaz Pele lakabıyla anıldı.

1983’de milyonlarca dolara İtalya ligindeki Udinese takımına transfer olan Zico, arkasında üzgün Brazilyalılar bırakmasına rağmen Udinese’nin en iyi İtalyan takımlarından biri haline gelmesini sağladı.

1978, 1982 ve 1986 Dünya Kupası finallerinde Brezilya Milli Takımı’nın formasını taşıyan ve 88 kez Brezilya forması giyen Zico, bu maçlarda 66 gol kaydetti. 1983 yılında ‘Yılın Futbolcusu’ seçildi ve 1982 Dünya Kupası’nda Brezilya’nın en golcü ismi oldu.

Zico, 1994 sezonunda profesyonel futbol hayatına son verdi. Plaj futbolu oynaması için teklif alan Zico, aynı zamanda da daha önce oynadığı Kashima Antlers takımında Teknik Menajer ve Koordinatör (1995,1996 - 2002) olarak teknik direktörlük kariyerine başladı. 1996’da Rio de Janeiro’da Zico Futbol Merkezi’ni (ZFC- Zico Football Centre) kurdu. Bu dönemde Kashima şehrini haritada görünür kıldığı için Japonya’da efsane haline geldi ve onuruna Kashima Stadyumu’nun önüne bir heykeli dikildi.

Zico, 1998 Dünya Kupası’nda Brezilya Milli Takımı’nın teknik koordinatörlüğünü yaptı. Brezilya 2006 Organizasyon Komitesi Başkanı (2000) oldu ve 2002 – 2006 yılları boyunca Japonya Milli Takımı Antrenörlüğünü yaptı.

Zico, 4 Temmuz 2006 tarihinde Christoph Daum’un yerine Fenerbahçe’nin teknik direktörlüğüne getirildi. Zico, Türkiye’ye geldikten sonra yaptığı ilk konuşmasında şunları söyledi:

  
Türkiye’de olmaktan ve Fenerbahçe gibi büyük bir camiaya gelmekten gurur duyuyorum. Her türlü mücadeleye hazırım ve başarılı olacağıma inanıyorum.
Kulüp Başarıları:

Rio State şampiyonluğu 1972, 1974, 1978, 1979, 1979, 1981, 1986

Brezilya şampiyonluğu 1980, 1982, 1983, 1987

Libertadores Kupası 1981

Intercontinental Kupası 1981

J.League ilk dönem şampiyonluğu 1993
Ulusal Takım Başarıları:

1978 FIFA Dünya Kupası: Üçüncülük

1982 FIFA Dünya Kupası: İkinci tur

1986 FIFA Dünya Kupası: Çeyrek final
Bireysel Başarıları:

1974 Yılın Futbolcusu / Placar Dergisi (Brezilya)

1974 - İlk yarı gol kralı - 49 gol

1976 - İlk yarı gol kralı - 56 gol

1977 - Güney Amerika’da yılın futbolcusu - El Mundo (Venezuela)

1980 Brezilya ligi gol kralı - 21 gol

1981 Libertadores Kupası Gol Kralı - 11 gol

1981 Intercontinental Kupası en iyi oyuncu

1981 Güney Amerika’da yılın futbolcusu - El Mundo (Venezuela)

1981 Dünyada yılın futbolcusu - Guerin Esportivo (Italya), El Balón (İspanya), El Mundo

(Venezuela), Placar Magazine (Brezilya)

1982 Dünya Kupası Bronz Ayakkabı

1982 Brezilya gol kralı - 20 gol

1982 Brezilya sezon gol kralı - 59 gol

1982 Brezilya yılın futbolcusu - Placar Dergisi (Brezilya)

1982 Güney Amerika’da yılın futbolcusu - El Gráfico (Arjantin), El Mundo (Venezuela)

83/84 İtalyan ligi gol krallığında 2.’lik - 19 gol

1983 Yılın futbolcusu - World Soccer Magazine (İngiltere)

1992 Japon ligi üst üste en çok gol atan futbolcu - 10 maçta 11 gol

1995 Plaj futbol şampiyonası gol kralı - 12 gol

1995 Plaj futbol şampiyonası en iyi oyuncu

Güney Amerika’nın en çok gol atan futbolcusu - 508 gol

Zeynep Tokuş Biyografisi, Zeynep Tokuş Hayatı Hakkında, Zeynep Tokuş Yaşamı

Biyografi Yorum yok »

Zeynep Tokuş, 1977′de Ankara’da doğdu. Liseyi İzmir Özel Çakabey Koleji’nde okuktan sonra, girdiği Bilkent Üniversitesi Grafik Tasarım bölümününden mezun oldu. Ankara Özel Stilistlik Okulu’nu bitirdi.
1998 yılında, Star Tv’nin düzenlediği Türkiye güzelik yarışmasında birinci seçildi. Türkiye güzeli olmasının ardından, Kenan İmirzalıoğlu’nun başrolünde oynadığı “Deliyürek” dizisinde İmirzalıoğlu’nun sevgilisi rolüyle izleyici karşısına çıktı. Deliyürek’ten sonra Hırçın Menekşe ve Esir Şehrin İnsanları dizilerinde de rol aldı.

4 yıl evli kaldığı eşi Bülent Helvacı’dan ayrıldıktan sonra, jinekoloğu Alp Nuhoğlu ile evlendi. Bir süre arayla Vizontele ve Yazgı adlı sinema filmlerinde oynadı.

Özel hayatındaki problemleri sebebiyle, çok sevilen “Çocuklar Duymasın” dizisinde, “Meltem” karakterini canlandıran Pınar Altuğ’un diziden ayrılmasıyla, rolün yeni yüzü oldu. Birol Güven’le Özel hayatında problem yaşamayacağına dair anlaşma yaptığı söylentileri bir süre gündemi meşgul etti.

Show Tv’de yayınlanan, “Buzda Dans” yarışmasında, partneri Robert Beachamp ile birinciliği kazandı. Yarışmanın ortalarında olunan dönemde, bir gece, eşi Alp Nuhoğlu ve yarışmadaki partneri Beachamp ile gece klübü çıkışı sırasında Beachamp’ın kendine yakınlaşması, medyada büyük yer aldı. Yaşanan olayın ardından Tokuş yarışmayı terk etmek isterken, eşi Nuhoğlu ise basına şu açıklamayı yapıyordu;

  
Ben doktorum. Kimin, ne olduğunu çok iyi biliyorum. Robert’in gay olduğu, konuşmalarından ve hareketlerinden belli. Zaten normal bir erkeğin eşime o şekilde sarılmasına izin vermem. Robert’i niye kıskanayım ki? Buz pistinde Zeynep ile birbirlerine hayran hayran da bakabilirler… Bunda ne var ki? Kız kıza bakışıyorlar işte…

Zerrin Özer Biyografisi, Zerrin Özer Hayatı Hakkında, Zerrin Özer Yaşamı

Biyografi Yorum yok »

Ailedeki üçüncü ve en küçük kız çocuğu olan Zerrin Özer, 4 Kasım 1962′de Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı.
Anne ve babasının ayrılığı çocukluk yıllarının mutsuz geçmesinin en büyük sebebi oldu. Kendi çalışmasıyla 1975′te katıldığı TRT yarışmasında birinci olmasının verdiği heyecan ve cesaretle müziğe yoğunlaştı.

1978 - 1980 yılları arasında Türkiye’nin ünlü orkestralarından, İstanbul Gelişim Orkestrası ile caz ve dans müziği yaptı.

1979 yılında çıkardığı ilk plağı “Yalvarırım” beklenen ilgiyi görmedi. 1980′de ilk plağının hemen bir yıl ardından Orhan Gencebay imzalı şarkısı “Gönül” beklenmedik bir başarı yakaladı ve için şöhret yolunda dev bir adım oldu.

1982 yılında Paris Eyfel Kulesi’nde “Binbir Gece” adı altında Türkiye’yi tanıtıcı konserler verdi. Bir yıl sonra Paris’teki Olympia’da bir resital için sahneye çıktı.

1988′de “Bırak Ellerimi”, ardından 1989′da “Dünya Tatlısı” albümünü çıkardı. Müzik çalışmalarına “Dünya Tatlısı” albümünün ardından iki sene ara verdi.

Takvimler 1991′i gösterdiğinde “İşte Ben” albümüyle hayranlarının karşısındaydı. “İşte Ben” albümü bir çok ödüle layık görüldü. Hızlı başlayan 90′lı yıllar Özer için üzücü devam etti. Önce evliliği sona erdi ardından bir çok sağlık problemi ile karşı karşıya kaldı.

2000 senesinde “Bir Zerrin Özer Arşivi” adlı toplama bir albüm çıkardı.

Zeliha Berksoy Biyografisi, Zeliha Berksoy Hayatı Hakkında, Zeliha Berksoy Yaşamı

Biyografi Yorum yok »

Semiha Berksoy ; İlk Türk Opera Sanatçısı ünvanlı ve Atatürk Opera Ödülü sahibi olan değerli bir sanat kadınıydı.Anne Berksoy, sıradışı bir insandı.Berlin’deki Yüksek Müzik Akademisi’ni bitirmişti.1946 yılında, Zeliha Berksoy’u dünyaya getirdiğinde ise 35 yaşındaydı.Böyle bir çevrede sanat ve tiyatroya uzak kalması mümkün değildi.Çocukluğu Devlet Tiyatrosu kulisleri, turneler, yurt dışı gezileri arasında geçti.Viyana’da Devlet Operası’nda ‘Tanrıların Çöküşü”nü izlediğinde üç buçuk yaşındaydı.Devlet tiyatrosunun küçük rollerine çıktı.İdeali Devlet Sanatçısı olmaktı.Ankara Devlet Konservatuarı’nın tiyatro bölümüne girdi.
1965 yılında tiyatro üzerine yurtdışı eğitimi almaya karar verdi.Eğitim için Berlin seçti, çünkü Alman Tiyatrosu ve Almanya’daki reji sanatı dünyada çok önemli bir boyut ve denek taşıydı.Berksoy o günleri ; ” Berlin’e gittiğim zaman şehir ikiye bölünmüştü; Batı ve Doğu Berlin. Batı Berlin, Doğu Almanya’nın içinde küçük bir adaydı. Ancak gece treni ya da uçakla gidilebiliyordu. Gündüz kara yolu ile geçmek yasaktı. Aslında tiyatro sanatçısı olmak benim için bir şanstı. Böylece Doğu ve Batı’daki sanatı aynı anda izleyebiliyordum. Shiller Theatre o zaman Berlin Devlet tiyatrosu gibiydi.” diye anlattı.. Zeliha Berksoy’un Shiller’in reji asistanlığına başladı. Asistanlık görevini yaparken Berlin’deki bütün sanat hareketlerini de büyük bir merakla izlemeye devam etti. Müzeleri ve özellikle modern sanat galerilerini, tiyatroları ve operaları sık sık ziyaret etti.

“Berlin Asamble’ye de gidip gelmeye başlamıştım. İlk önceleri oyunları izleyip çıkıyordum. Bir ekoldür orası. Her tiyatroda bulunmayan çok ciddi ve geniş bir arşivi vardır. Brecht’e ait en küçük notların bile saklandığı, değerlendirildiği, oyunlarının hepsinin fotoğraflarının bulunduğu, reji defterlerinin ve Brecht’in yöntemleri ile hazırlanmış kitapların saklandığı bir arşiv. Orada Brecht zamanında yapılmış herşeyi bulabilir, hem oyunları izleyebilir hem de bu arşivden faydalanabilirsiniz. Provaları izlemeye gelenler arasında benim gibi yabancı insanlar da vardı. Böylece ben Berlin Asambleye gidip, gelmeye başladım. O tarihlerde Brecht”in karısı hayattaydı. Kendisinden izin aldım ve belli başlı yönetmenlerin provalarını izlemeye başladım. Asamble, başlı başına bir okuldu benim için. Bir yıl devam ettim. Bu bir yıl meslek hayatımda çok şeyi değiştirdi. Türkiye’ye döndüğümde başka bir insan olmuştum artık.” diye Almanya macerasını dile getirdi. Shiller Theatre’dan oyunculuk üzerine teklifi aldı.Amacı öğrenebileceği herşeyi öğrenip, kariyerine Türkiye’de devam etmekti.

Amacını gerçekleştirmek üzere , kendini tam tiyatrocu olarak donatıp, Türkiye’ye döndü.Türkiye’ye döndüğünde özel ve Devlet tiyatroları düzenli bir biçimde oyunlar sergiliyordu.Politik çatışmaların yoğun yaşandığı bir dönemdi.Ankara Sanat Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu ve Halk Oyuncuları, Dormen tiyatrosu gibi dramatik oyunlar oynayan gruplar vardı.Devlet tiyatrosuna yabancılaştığı söyledi ve tiyatrodan ayrıldı.

1970 yılında Şişli Etfal Hastanesi’ne nöröloji bölümü şefliği yapan , Yıldırım Aktuna ile evlendi.Bu evlilikten bir çocukları oldu.1974 yılında boşandı.

“Asiye Nasıl Kurtulur ?” yaşantısına yeni bir yön çizdi.Oyunun yazarı Vasfi Öngören , Asiye rolünün Zeliha Berksoy’a verilmesi için ısrar etti.Asiye’nin annesini Semiha Berksoy oynadı.Ankara Birlik Tiyatrosunun sahnelediği oyun büyük başarı kazandı.Berksoy, Asiyeyi tam iki yıl oynadı.Bu rolle birlikte Berlin’e dönmekten vazgeçti.

Meslek hayatına, Dostlar tiyatrosunda devam etti.Şehir Tiyatroları’nda konuk oyuncu oldu.’Kafkas Tebeşir Dairesi’, Ferhan Şensoy’la ‘Yedi Ölüm Günahı’, ‘Keşanlı Ali Destanı’, tiyatro kariyerine önemli oyunlar olarak geçti.Bakırköy Belediye Tiyatrosunun , 1974-75 tiyatro sezonunda, tiyatro ve opera sahne öğretim üyeliği yaptı.1980 yılında üniversiteye geçti.Türkiye’nin üçüncü ödenekli tiyatrosu olan, Bakırköy Belediye Tiyatrosu- Yunus Emre Kültür merkezi ‘nin yönetimde Zeliha Berksoy da vardı..”Jeni”, 1994-95 sezonunda “Matmazel Juli”yi sahneledi. Aynı yıl Brecht’in 100. doğum günü kutlamaları kapsamında ünlü yazarın kolajlarından “Yosma”yı sahneye koymaya karar verdi.

Genco Erkal, ‘Yosma’ için yeniden bir düzenleme yaptı.Oyunda ki “Jeni” Brecht’in ; ‘Üç Kuruşluk Opera’, ‘Mahagoni Kenti’ gibi oyunlarının “Jeni” ’siydi.Genco Erkalla birlikte Dostlar Tiyatrosunda pekçok başarılı işin altına imza attı.Genco Erkal , Berksoy’u tanımlamak için ” Zeliha Berksoy’u konservatuardaki öğrenciliğinden beri tanıyorum. Annesi Semiha Berksoy’la birlikte oynuyorduk o zaman, Keşanlı Ali Destanı’nda. Sonra 1968 yılında Berlin’de öğrenim görürken birlikte her gün Berliner Ensemble’a taşındık, Brecht’in oyunlarını defalarca izledik. Daha sonra Dostlar Tiyatrosu’na geldi. İlk kez 1971 yılında, “Asiye Nasıl Kurtulur?”da oynadı. O gün bu gün hiç ayrılmadık. En çok birlikte oynadığım kadın sanatçı o galiba. Müthiş iyi anlaşırız. Oyunculuğuna, kişiliğine saygım sonsuz. Günümüzde yozlaşmadan ayakta durabilen ender sanatçılardan biridir o. Nice başarılara birlikte imza attık. Umarım daha uzun yıllar birlikte çalışırız.” sözcüklerini kullandı”.

Birçok başarılı tiyatro oyunu yöneten, oynayan ve Üniversitede sayısız öğrenci yetiştiren Zeliha Berksoy bu başarılarının yanısıra 1989′da üst üste iki film projesinde yeraldı.Yavuz Özkan’ın yönettiği “Film Bitti” adlı sinema filminde Kadir İnanır’la başrolü paylaştı.İkinci film çalışması ise İrfan Tözüm’le oldu.Bu filmde ona Tarık Akan eşlik etti.

Almanların “Doğduğu oda” diye bir lafı var.Tamda onun için seçilmil laf sanki…ödüllü bir sanatçının kızı olarak doğan Berksoy , M.S.G.Ü Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünün başkanlığı yapıyor. Mesleğini sanat yerine ekonomistlik olarak seçmiş bir oğlu bulunuyor.

© Tüm hakları HurCafe.Com Tarafından Saklı Tutulur.
Entries RSS Comments RSS Sohbet

Copyright © 2008 HurCafe.Com
Bu site Google | Yahoo | Msn | Alexa üyesidir. Hiçbir sayfası izinsiz yayınlanamaz.
chat | radyo dinle | bedava sohbet | kızlarla sohbet | canli chat | sitemap