Kadınlık Hormonları - Sağlık

Sağlik Yorum yok »

Genelde kadınların hormonlarla ilgili bilgisi, menopoz dönemine gelinceye kadar oldukça eksik kalıyor. Erken yaşlarda hormonların işlevleri hakkında bilinçlenmek ise, kadının genç kalmasını sağlıyor.
20 Lİ YAŞLAR

Ergenlik çağındaki bir genç kızın östrojen artışıyla, göğüsleri büyür, kalçaları belirginleşir, erojen bölgelerinde tüylenme olur. Adet gördükten sonra her ay yumurtalıklar yumurta hücresi üretir. Yirmili yaşlara gelindiğinde östrojen ve progesteron hormonları, beyinle 25 yıl kadar sürecek bir işbirliğine girerler. Her ay adet gününden iki hafta önce yumurtalıklar artan miktarda östrojen hormonu salgılar. Östrojen miktarındaki bu artış aynı zamanda ruh halini de etkiler, araştırmalar östrojenin yükseldiği günlerde kadınların daha asabi, alıngan ve saldırgan olduğunu, azaldığı günlerde ise kendilerini daha iyimser, mutlu ve sağlıklı hissettiklerini gösteriyor. 14 gün sonra ise her bir yumurtalıktan bir yumurta hücresi rahime bırakılır. Bu günlerde progestoren miktarı artarken östrojen miktarı tekrar azalmaya başlar.

ÖSTROJEN SALDIRGAN YAPIYOR

Östrojen hormonu, vajinanın nemli ve kaygan olmasını sağlayarak kadını cinsel ilişkiye hazırlayan bir hormon. Dahası, ilişki sırasında kadının vajina duvarındaki damarlara daha fazla kan dolmasını sağlayarak , kadının uyarılmasını, ilişkiden zevk almasını sağlıyor. Kadınların cinsel isteğini artıranlar, testesteron hormonu ve her ay yumurtalıklar ve böbreküstü bezleri tarafından salgılanan testesteron (erkeklik) hormonu. Testesteron seviyeleri yumurtalama sürecinde yükselirken, araştırmalar bu dönemde kadınların cinsel isteğinin arttığını gösteriyor. Psikologlar insanın cinsel dürtülerinin oldukça karmaşık olduğunu, cinsel arzuların hormonlar dahil pek çok faktöre bağlı olarak artabileceğini söylüyorlar. Duyguların yoğunluğu, maddi sorunlar , eşlerin birbirlerine anlayışlı olup olmaması da cinsel arzuyu belirliyen etkenlerden.

ADET DÖNEMİ TUZU, KAFEİNİ KESİN

Kadınların hemen hemen % 90 ı adet öncesi dönemde göğüslerde gerginlik, vücutta şişkinlik, aşırı yeme, başağrıları, tahammülsüzlük gibi durumlarla karşı karşıya kalıyorlar. Kadınların % 20 lik bir kısmı ise adet dönemini ağrılı bir şekilde geçiriyor. Araştırmalar adet öncesi dönemdeki semptomların , kadının sex hormonları üzerinde rol oynamasına karşın, bu etkilerin hamilelik ve menopoz dönemindeki kadar yoğun olmadığını gösteriyor. Bazı uzmanlar sex hormonlarının, adet dönemi öncesi rahatsızlıklarından çok, depresyon ve tiroid bozukluklarına bağlı olarak etkilendiğini iddia ediyorlar. Eğer her ay adet öncesi rahatsızlıklarınız fazla ise, bu dönemde tuzu, şekeri ve kafeinli içecekleri kesin. Alkolden kaçının, daha sık ve azar azar yemek yiyin. Ağır, yağlı yiyecekler yerine hafif, sebzeli yemekleri tercih edin. Ayrıca bugünlerdeki stresinizi azaltmaya, her gün yapacağınız yarım saatlik bir jimnastik de yardımcı olacaktır.

SPERMLER 3 GÜN YAŞAYABİLİYOR

Henüz yirmili yaşlarda iken kadınların % 90 ı herhangi bir tedaviye ihtiyaç duymadan, doğal yollarla çocuk sahibi olabiliyor. Yumurtalıklardan her ay salınan yumurta hücresi, sağlıklı bir sperm hücresiyle, ilişkiden sonraki 10-12 saat içerisinde kolayca döllebilir. Sperm hücrelerinin kadın vücudunda canlı kalma süresi 3 gün kadar, bu aynı zamanda, ilişkiden sonraki 2 gün içinde ,kadının hamile kalma şansının devam ettiğini gösterir. Eğer düzenli bir sex hayatınız yoksa, ve de adet döneminizin tam ortasındaki yumurtalama tarihinizi belirlemek istiyorsanız, ovulasyon belirtici araçlardan kullanabilirsiniz. Vücut ısısının günlere göre değişimini ölçen bu aletlerle, vücuttaki ısının en çok yükseldiği gün olan yumurtalama günlerinizi takip edebilirsiniz.

30 LU YAŞLAR

Hayatın en yoğun tempolu yaşandığı 30 lu yaşlarda , vücut daha fazla yorulmaya başlar ve buna bağlı olarak sex hormonları da düzensiz salgılanmaya başlar. Örneğin adet öncesi dönem bazı kadınlar için, 20 li yaşlarda ağrısız geçerken, 30 lu yaşlara gelindiğinde fazla stresli bir iş veya ev hayatı yüzünden, ağrılı geçebilir. Bu dönemde her zamankinden daha fazla sağlıklı olmaya, düzenli beslenmeye ve egzersiz yapmaya ihtiyacınız vardır. Bu yaşlarda cinsel arzularınız testesteron hormonunun kontrolü altında olmasına rağmen, östrojen cinsel ilişki sırasında kadının en çok ihtiyaç duyduğu hormondur. Bu yaşlarda kadınlar cinselliği doyasıya ve özgürce yaşamanın tadına varırlar, düzenli bir sex hayatları vardır. İstatistikler haftada bir cinsel ilişkide bulunan kadınların kandaki östrojen seviyelerinin yükseldiğini gösteriyor. Bu durumun da, kalp- damar dolaşım sistemini düzene sokmaktan tutun da ,baş ağrılarının giderilmesine kadar pek çok faydası bulunuyor.

30 lu yaşların ortalarından sonlarına doğru hormonların düzensizleşmesi nedeniyle, adet dönemi öncesi sıkıntıları artar. Başağrıları, sinirlilik , huzursuzluk ve tahammülsüzlük gitgide artan dozajlarda görülmeye başlar. Migreni bulunan kadınların % 60 ı bu dönemde migren krizine tutuluyorlar.

Başağrılarından şikayetçiyseniz bu dönemde alkol almamaya dikkat etmelisiniz. Bazı kadınlarda, adet dönemi baş ağrılarını önlemede, östrojen ve doğum kontrol hapları faydalı olabiliyor.

40 LI YAŞLAR

35 yaşından 40 lı yılların başlarına kadar kadınlar sex hayatlarının doruğunu yaşarlar. Ancak 40 yaşından itibaren , menopoz öncesi dönemine girilmesiyle hormonlarda hızlı bir değişim olur. Bu hızlı değişimle östrojen hormonu azalır, ateş basması, terleme, geceleri uyuyamama kadınların sık sık şikayet ettiği durumlardır. Adet zamanları düzensizleşmeye başlar. Bazı aylar yumurtalıklardan yumurta salınmaz ve sonunda kadınlar adetten kesilir. Adetten kesildikten yaklaşık 1 yıl sonra da kadınlar menopoza girerler. Artık yumurtalıklardan projestoren ve östrojen üretilmemeye başlar.

Östrojen hormonunun azalması kadınların sex arzusunun tamamen kaybolmasına neden olmaz, hatta çoğu kadında yumurtalıklar, sex arzusunun en büyük kamçılayıcısı olan testesteronu üretmeye devam eder. Araştırmalar kadınların menopoz öncesi dönemde , sexe olan arzularının, eşleriyle bir problem yaşamadıkça aynen devam ettiğini gösteriyor. Ancak östrojen üretiminin durmasıyla birlikte, kadının vajinal duvarları kurulaşır, elastikiyetini kaybeder ki bu da, sexi kadın için zor ve acılı bir hale getirir. Günümüzde üretilen östrojen kremleri bu soruna çözüm getiriyor gibi görünsede, doktorlar her kadının vajinal emme kapasitesi farklı olduğu için, ne kadar östrojenin kan dolaşımına katılacağı konusunda hemfikir olamıyorlar.

Hormon Takviyesi

Menopozdan sonra kadınların yumurtalıkları östrojen üretemez hale gelir, artık kadının tek doğal östrojen kaynağı yağ hücrelerindeki adrenal bezleridir. Fazla kilolu olmak genel sağlık için zararlı olmasına rağmen , bir diğer gerçek kilolu kadınların, menopoz sonrası rahatsızlıklardan en az şikayetçi olduğudur. Östrojen kaybıyla vajina kuruluğunu ve elastikiyetini kaybetmenin yanısıra, idrar yollarının enfeksiyona yatkınlığı da artar. Bunların yanında östrojen azalması kalp hastalıkları riskini arttırır ve kemik erimesini hızlandırır. Pek çok doktor günümüzde, kadınlara östrojen hormonu takviyesini tavsiye ediyor. Ancak tıp dünyasında östrojen ve progestorenin etkileri tam olarak kanıtlanmış değil. Örneğin progestoren hormonu östrojenle birlikte alındığında rahim kanserini önler mi, veya tam tersi ikisi birlikte alındığında göğüs kanseri riskini arttırır mı, ya da östrojen takviyesi kalp hastalıklarını önler mi, gibi sorular halen gündemde.

Bu sorular halen gündemde ola dursun, bir başka gerçek var ki, o da kadınların menopozdan sonra 20-30 yıl kadar daha yaşadıkları. Durum böyle iken , sex hormonları takviyesi konusunda karar verebilmek için yapılacak en doğru şey araştırmaların bir an önce sonuçlanmasını beklemek.

HORMONLARINIZ YOLDAN ÇIKARSA

Yetişkin bir kadının sex hormonları, her ay sistemli bir şekilde salgılanır. Ancak fizyolojik ve psikolojik nedenlerden dolayı hormonlarınız dengesiz salgılanabilir. İşte bu zamanlarda neler oluyor gelin görelim ;

? Yüzde aşırı kıllanma, sivilceler, düzensiz adet görme ve hamile kalamama durumu androjenlerin fazla miktarda çalıştığının göstergesidir.

? Normalde her ay rahim etrafını çevreleyen zar dokusu, beyinden gelen hormonal sinyallerle faaliyete geçer. Hormonlardaki değişimler, rahim zarının iltihaplanmasına neden olabilir.

? Östrojen hormonunun uzun süre ile vücutta faaliyet göstermesi, göğüs kanserine davetiye çıkarabilir. Araştırmalar 12 yaşından önce adet görmeye başlayan, menopoza 50 lili yaşlardan sonra giren, geç doğum yapan veya hiç doğurmayan kadınların, vücutlarında uzun müddet östrojen salgılanması nedeniyle, göğüs kanseri risk grubuna dahil olduğunu gösteriyor.

? Depresyon, hızlı kilo verdiren rejimler, tiroid bozuklukları hormon dengenizi bozar. Hormon dengesi bozulan kadınlar düzensiz adet görmeye başlar. Böyle zamanlarda her ay düzenli olarak vücut dışarısına atılmayı bekleyen kan, menstural kanama olmayınca, yumurtalıklardaki ufak keseciklere dolar. Bunun sonucu polikistik over sendromu denilen, yumurtalık kistleri oluşur.

Uyku Hastalıkları - Sağlık

Sağlik Yorum yok »

Uyku hastalığıİnsanın kanında Trypanozoma Gambiense ve Trypanozoma Rhodesiense türlerinin parazitlenmesiyle meydana gelen bir hastalık. Hastalığın yayılması ve bulaşması Tse-Tse sineği vasıtasıyla olur. Akut ve müzmin olarak ilerleyebilir. Akut halde yüksek ateş, adenit, deride kırmızı döküntüler ve geçici ödemler olur; müzmin halde ise parazit beyne yerleştiğinden meningo-ensefalit, meningo-miyelit sonucu sinir dokusunun hücre yıkımıyla şuurunun kaybolması ve ilerleyen koma ile ölüm meydana gelir.

Belirtileri: Uyku hastalığı düzensiz ateş, özellikle boyun arka hattındaki lenf bezlerinde şişme, deride kırmızı döküntüler ve ağrılı lokalize ödemle karakterizedir. Titreme, başağrısı, havale geçirme gibi merkezi sinir sistemi belirtileri daha sonra gelişir ve koma ile ölüme götürür. Trypanozoma Rhodesiense ile olan hastalık diğer tipe göre daha ciddi ve öldürücü seyreder.

Teşhis: Hastalığın teşhisi tripanozomların görülmesine bağlıdır. Hastalığın erken devresinde parazitler periferik kandan yapılan yaymada veya büyümüş lenf bezinden alınan sıvıda görülürler. Hastalığın ilerlemiş safhasında parazit sadece beyin omurilik sıvısında bulunur.

Korunma: Uyku hastalığına karşı korunmada aşağıdaki metodlar vardır:

a) Bulaşma kaynağı olan enfekte kişileri tarama muayeneleriyle ortaya çıkararak tedavi etmek.

b) Trypanozoma Rhodesiense’de enfeksiyonunun tabiat nidalitesini sürdüren yabani hayvanlarla savaşmak.

c) Tripanozomların vektörleri olan Tse-Tse sinekleriyle kalıcı insektisidler vasıtasıyla geniş ölçüde ve sürekli olarak savaşmak.

d) İnsanlarda koruyucu olarak ilaç uygulamak (Kemoterapi).

Tedavi: Gambiense tipinde erken safhada pentamidin kullanılabilir. Pentamidin 10 gün süreyle 4 mgr/kg/gün olarak adeleye zerk edilir. Rhodesiense tipindeki hastalıkta ise erken safhada Suramin damar içine tatbik edilir.

Melarsoprol diğer ilaçlara göre çok toksiktir, fakat her iki tip hastalığa da bütün safhalarda etkilidir. Hastada hafif veya orta derecede sinir tutulması olduğunda bu ilaç 2-3 gün müddetle 3,6 mgr/kg/gün damar içine verilir. Bu ilacın meydana getirdiği arsenik zehirlenmesi neticesi sindirim sisteminde, böbreklerde ve sinir sisteminde çeşitli arızalar olabilir.

Hafıza Kaybı (Amnezi) - Sağlık

Sağlik Yorum yok »

Amnezi hafıza kaybıdır. Ancak unutkanlık gibi değilidir. Amnezi olduğu zaman, belirli bir zaman dilimine ait hiç bir şeyi hatırlayamazsınız. Fakat geçmişi tamamen de unutmazsınız.

Amnezinin İki Ana Çeşidi

? Retrograd amnezi. Bir olaydan önceki hafıza kaybı. Örneğin, başınızı çarpmadan önce yaptıklarınızı hatırlayamamanız.
? Anterograd amnezi. Bir olaydan sonraki hafıza kaybı. Örneğin, ameliyat sonrasını hatırlayamama.

Çoğu insanda araba kazalarından sonra her iki tipte amnezi görülmektedir.

Nasıl Oluşur?

Amnezi şu nedenlerden ortaya çıkabilir:

? Başa gelen bir darbe

? Beyinde tümör

? Kişilik bölünmesi

? Korkutucu bir olay, örneğin tecavüz, veya bir kişinin katil olduğunu görmek, veya intihar

? Diyetin yetersiz olması veya yeterli düzeyde vitamin almamak

? İlaçlar örneğin uyku hapları veya ameliyat öncesi kullanılan anestezi

? Akıl hastalıkları örneğin dissosiyatif kimlik bozukluğu

? Zehirler örneğin karbon monoksit

? Felç

? Alkol ve madde bağımlılığı

Diğer bir amnezi çeşidi ise transient global amnezidir (TGA). TGA beyindeki kan akışının düşmesi sonucu oluşur. Amnezi 1 saattn 24 saate kadar sürebilir. Bu rahatsızlığa başağrısı, baş dönmesi, ve mide bulantısı eşilk edebilir, veya sadece hafıza kaybı görülebilir. TGA sadece bir defa gerçekleşebilir veya defalrca kez tekrarlayabilir.

Semptomları Nelerdir?

Amnezide belirli olayları hatırlayamamanın yanı sıra yeni bilgiler öğrenmede de güçlük çekilir. Zihniniz karışabilir.

Nasıl Teşhis Edilir?

Doktorunuz veya akıl sağlığı uzmanınız semptomlarla ilgili veya herhengi bir ilaç kullanıp kullanmadığınızı veya alkol alıp almadığınızı soracaktır. Aşağıdaki testlerde yapılabilir:

? Kan testleri

? Beyin dalgaları görüntüleme (EEG, veya elektroensephalogram)

? CT tarayıcısı

? MRI

? Konsantrasyonunuzu, hatırlamanızı, anlamanızı, ve kararlar verme yeteneğinizi ölçmek için testler.

Nasıl Tedavi Edilir?

Doktorunuz veya akıl sağlığı uzmanınız semptomlarla ilgili veya herhengi bir ilaç kullanıp kullanmadığınızı veya alkol alıp almadığınızı soracaktır. Aşağıdaki testlerde yapılabilir:

? Kan testleri

? Beyin dalgaları görüntüleme (EEG, veya elektroensephalogram)

? CT tarayıcısı

? MRI

? Konsantrasyonunuzu, hatırlamanızı, anlamanızı, ve kararlar verme yeteneğinizi ölçmek için testler.

Sara - Sağlık

Sağlik Yorum yok »

Genellikle şuur kaybı ile birlikte olan ve nöbetlerle giden bir sinir sistemi hastalığı. Bir sara nöbeti beyin foksiyonunda kısa süreli bir bozukluk olarak târiflenebilir. Bir grup beyin hücresi âni olarak elektrik deşarjı göstermekte ve nöbet ortaya çıkmaktadır. Nöbeti başlatan asıl sebebin sinir hücreleri arası akım geçişiyle vazîfeli maddelerarası (nörotransmitterler) dengesizlik olduğu sanılmaktadır.

Sara, yaygın (büyük nöbet ve küçük nöbet) veya parsiyel (kısmî nöbetler) olabilir. Yaygın nöbetlerde şuur kaybı vardır. Fokal nöbetlerde şuur, sinir sisteminin bâzı mesâfelerinde kalabilir. Anormal elektrik deşarjı beynin belli bir bölgesindedir. Ancak komşu bölgelere yayılıp, yaygın nöbete dönüşebilir.

Saranın bir kısmının sebebi bilinmez. Bunlar bilhassa çocuklukta başlar. İbn-i Sinâ, Kânun ismindeki tıp kitabında; sara hastalığını anlatırken cinden bahsetmektedir. Burada diyor ki; hastalıklara birçok maddeler sebep olduğu gibi, cinnin hâsıl ettiği hastalıklar da vardır ve meşhurdur. Bir kısmı kafa içi hastalıklardan dolayıdır (kafa yaralanmaları, beyin tümörleri ve beyin damarları hastalıkları). Diğer bir kısım vak’alar beyin dışı hastalıklara bağlıdır (kan şekeri azlığı, kanda üre artışı, kalb sektesi, bâzı ilâçlar ve alkol alımı). Sara vak’alarının % 5 kadarında da sebep titrek ışıktır. Televizyon seyretmek, bunların çoğuna nöbeti getirir.

Büyük nöbet (Grand mal): Tonik-klonik nöbet de denen bu nöbet halk arasında sara denince akla gelen nöbettir. Herhangi bir yaşta başlayabilir. Büyük nöbet birçok safhadan meydana gelir. Aura denen ilk safhada hasta kaşıntı, koku, tat, mîde ağrısı gibi bir his duyar. Her zaman olmayabilir. Bundan sonra tonik safha başlar, hasta şuurunu kaybeder ve ayakta ise düşer. Hastanın bütün kasları aynı anda kasılır. Bu sebeple önce bir çığlık duyulur. Hasta nefes alıp, veremez ve morarır. Ayrıca idrar ve dışkısını kaçırabilir, dilini ısırabilir. 30 sâniye sonra derin bir nefes alır ve klonik safha başlar. Bu safhada kaslar bir kasılıp bir gevşediğinden vücutta silkinti hareketleri ortaya çıkar. Çene ve dil hareketleri sonucu tükrük köpük hâline gelir. Bu safha da 30 sâniye sürer ve sonra gevşeme safhası başlar, hasta derin uykuya dalar. Görünüş komaya benzer, ama hasta her an uyandırılabilir.

Küçük nöbet (Petit mal): Daha çok çocukluk çağında başlar. Ancak erişkinlikte de sürebilir, büyük nöbetlere yerini bırakabilir. Nöbete kısa süreli şuur kaybı eşlik eder. Bunların bir kısmında hasta tutulduğunda dik dik anlamsızca karşıya bakar. 10-15 sâniye sürer ve gözden kaçabilir. 6-12 yaşında başlar. Bir kısmı daha nâdirdir ve kollarda, âniden hareketle belirli kısa süreli şuur kaybıyla gider. Daha çok delikanlılık döneminde görülür. En az görülen tipinde hasta âniden şuursuz olarak yere düşer; fakat, hemen şuur yerine gelir geri kalkar. Bu da 2-6 yaşlarında başlar. Bâzan yemek yerken elinden kaşık düşecek veya yazı yazarken kalem kayacak kadar kısa sürebilir.

Kısmî (Parsiyel) nöbetler: Genellikle hâdise yeri, beynin temporal lobudur. Koku, tat, işitme, görme hallusinasyonları, hâfıza bozukluğu gibi belirtiler olur. Genellikle rûhi değişiklikler eşlik eder. Nöbet sırasında şuur genellikle bozulur ama kaybolmaz. İrâde dışı ağız hareketleri, yalanlama, yutkunma sık görülür. Psikiyatrik hastalıkları taklit eder görünümde olabilir.

Kısmî nöbetlerin bir kısmı da adım adım ilerler tarzdadır (Jacksonian Epilepsy). Bunda deşarj bir yerde başlamakta ve komşu yerlere yayılmaktadır. Meselâ bu nöbet bir el parmağından başlar ve omuzda sona erer; hasta son vaziyette asker selâmı verir gibidir. Bu nöbetlerde şuur kaybı olabilir de olmayabilir de. Bu hastaların bir kısmında nöbetin olduğu kısım felçli kalır (Tedd felci).

Teşhis: Kesin teşhis, nöbetin görülmesiyle konur. Ancak bu pek mümkün olmaz. Nöbetin târifi yardımcı olabilir. Beyin elektrosu (elektro ensefalografi) teşhis koydurursa da bâzan nöbetler arasında normal olabilir.

Teşhisten sonra sebebin ne olduğu önemlidir. Genç erişkinlerde âniden başlayanları genellikle beyin tümörüne bağlıdır. Yaşlılarda ise beyin damarları hastalığıyla alâkalıdır. Ayırım için kafa filmleri ve bilgisayarlı tomografi gibi tetkikler yapılır.

Tedâvi: Sosyal, psikolojik tedâvi ve ilâçlarla yapılır. Çocuksa okula devam etmelidir. Erişkinler ağır işlerde çalışmaktan kaçınmalıdır. Adlî açıdan hastalar araç kullanamaz. Nöbeti teşvik eden faktörlere (meselâ bir kısmında televizyon seyretmek, bir kısmında rûhî sıkıntılar tetik çektirtebilir) dikkat etmelidir. Nöbet sırasında hasta yaralanmaktan korunmalı ve genel olarak ateşli, keskin, sivri ve sert cisimlerden uzak tutulmalıdır.

Başlıca sara ilâçları; fenitoin, fenobarbital, karbamazepin, süksinitin ve diazepam gibi ilâçlardır. Hiltit veya şeytan tersi adındaki zamkı, sara hastası koklarsa iyi olur. Asa foetide denilen bir zamk, esmer, pis kokulu, reçine olup, antispasmodique olarak (yâni iç organ spazmlarını çözücü olarak) Avrupa’da (toz, hap ve şırınga şeklinde) adale ve sinir gerginliğini gidermek için kullanılmaktadır.

Status epileptikus (Bitmeyen nöbet): Hiçbir iyileşme zamanı olmayan devamlı bir nöbettir. Çabuk kontrol edilmezse hasta ölebilir. Tedâvi âcil olup, öncelikle solunum yolları açık tutulur. En iyi ilâç diazepam olup, doktor tavsiyesine göre kullanılmalıdır.

Kalbinizi Korumanın Yollarını Öğrenin! - Sağlık

Sağlik Yorum yok »

Kalp sağlığınız için en kolay yollardan biri sağlıklı yiyecekleri tüketmektir. Kolesterolünüzü gerekli seviyeye düşürmek ve kalp hastalıklarından korunmak için tereyağı, iç yağı gibi hayvansal kaynaklı yağlardan uzak durun. Zeytinyağı, ayçiçek, mısırözü, soya gibi bitkisel yağları tercih edin. Kırmızı eti mümkün olduğunca yemeyin. Et tercihleriniz balık, hindi, tavuk olsun. Son zamanlarda devekuşu eti de artık piyasada mevcuttur ve önerilmektedir. Beslenmenizde, fasulye, mercimek, bezelye gibi kolesterolsüz protein kaynaklarına yer verin. Yağsız veya az yağlı, süt ve süt ürünleri tüketin. Konsantre süt, karaciğer, işkembe gibi sakatatlardan; sosis, sucuk, salam gibi gıdalardan uzak durun.

Sebze ve meyveler, hem lif hem de vitamin ve mineral kaynakları açısından çok zengin besinlerdir. Düşük kalorili olan sebze ve meyveler ayrıca kalp hastalıklarına karşı koruyucu maddeler içerirler. Bu nedenle mümkünse günde 5 porsiyon sebze ve meyve tüketmeye özen gösterin. Beslenmenizde beyaz un yerine işlenmemiş buğday unu (kepekli) tercih edin. Örneğin seçimleriniz kepekli makarna, kepekli pirinç olabilir. Porsiyonlarınızın dengeli olmasına dikkat edin. Diyet-sağlıklı beslenmeye çocuk yaşlarda başlanması gerektiğini unutmayın. Köfte-pilavdan başka yemek yemeyen çocuklarınıza bamya, fasulye, salata, meyve yemesini öğretin. Çocuklarınızı fast food-hamburgerden uzak tutun. Unutmayın, 60 yaşında kalp hastası olduktan sonra diyet yapmak kalp ağrısını geçirmez!

Mavi Hastalık - Sağlık

Sağlik Yorum yok »

Kalbin doğuştan ileri gelen bir hastalığına verilen ad. Kalp, kan dolaşımı bakımından, sağ kalp ve sol kalp olmak üzere iki bölüme ayrılır. Sol karıncıkla sol kulakçıktan meydana gelen sol kalpde, akciğerlerden gelerek vücuda yayılan temiz kan bulunur. Sağ kulakçıkla sağ karıncıktan meydana gelen sağ kalpte de vücuttan gelen ve akciğerlere gidecek olan kirli kan bulunur. Kirli kanla temiz kan, sağ kalble sol kalp arasında bulunan bir bölme ile birbirinden ayrılır ve toplardamarlara kirli kan, atardamarlara da temiz kan gider.

Gebelik sırasında meydana gelen bazı bozukluklar sonucu, çocukta sağ ve sol kalp arasında bulunan bu bölmede çatlaklıklar belirir. Bu çatlaklıklar ya da başka açıklıklar kirli kanla temiz kanın birbirine karışması sonucunu yaratır. Böylece, kalplerinde bu bozukluk olan kimselerde, temiz kan bulunmaz, kirli kanla temiz kan, karışık olarak bulunur. Kalbi bu şekilde sakat olarak doğmuş çocukların yüz, kulak, burun gibi yerlerinin derileri masmavi bir renk alır. Bu sebeple, bu hastalığa mavi hastalık adı verilmiştir.

Bu hastalıktan kurtulmanın tek yolu yapılacak bir kalp ameliyatında, kalbin bozuk olan bölmesi yerine, yeni bir bölme koymaktır. Bu durum da, tıp biliminin ilerlemesi ile bugün için yapılabilir olmuştur.

Göğüs Ağrısı - Sağlık

Sağlik Yorum yok »

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin ilk nedeni kalp hastalıklarından kaynaklanır. Kalp hastalıklarının büyük bir kısmı daha önce ciddi bir belirti vermeksizin aniden ortaya çıkar. En tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı ile ilgili şikayetlerin kaynağı iyice araştırılmalıdır. Göğsünüz mü ağrıyor? Ağrı ile birlikte yanma, sıkışma, ağırlık hissi de mi var? Ağrı kola, boyuna, mide ve sırta yayılıyor mu? Yoksa siz bir kalp hastası mısınız? Göğüs ağrısı herhangi bir yaşta, herhangi bir yerde ve herhangi bir işi yaparken görülebilir. Gelip geçici olabileceği gibi, bazen sık sık da görülebilir. Öyle ki sıradan bir ağrı gibi alışkanlık yaptığı zannedilebilir. Ancak göğüs ağrısı kendi başına değerlendirilmesi gereken önemli bir ipucudur. “Bende gizli kalp var mı?” ya da “Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?” gibi sorularınız için… Göğüs ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir “Psikolojik sebeplerden akciğer, göğüs duvarı, kemik ve kas hastalıkları, yemek borusu ve göğüs kafesi büyük damarlarına kadar birçok sebepten göğüs ağrısı oluşabilmektedir. Ancak tüm bunların dışında kalbe ait sebepler ayrı bir önem arzetmektedir. Kalp kası kanlanma eksikliğinin en önemli belirtisi göğüs ağrısıdır. Göğüs ağrısının bu açıdan değerlendirilmesi önemlidir. Göğüs ağrıları kalbin kanlanma eksikliği sonucu oluşabildiğine göre, bu durum kalp kasını besleyen koroner damarların daralmasının, dolayısıyla olası bir kalp krizinin habercisi olabilir. Hangi tip göğüs ağrısı daha uyarıcı olmalı Herşeyden önce sigara içen, şeker hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı olan, ailesinde özellikle genç yaşta kalp krizi hikayesi bulunan şahıslarda göğüs ağrısını dikkatle değerlendirmek gerekir. Kalbe ait göğüs ağrısı genellikle yürümekle (özellikle yokuş yukarı ve yemekten sonra) ortaya çıkar. Göğüste ağrı, baskı veya sıkışma hissi olarak tanımlanır. Çoğunlukla göğsün üst kısmında hissedilmesine rağmen bazen orta, alt kısmında ve sıklıkla sol tarafta hissedilir. Göğsün sol tarafından sol kola doğru yayılımı olabilir. Angina pektoris dediğimiz bu tip göğüs ağrısı kararlı ve sabit olup, eforla ortaya çıkmışsa 5-10 dakika dinlenmekle geçer. Uzun süren (saatlerce) göğüs ağrıları kalp krizinin belirtisi olabilceğinden uyanık olmak gerekir. Bu durumda bir kardioloji uzmanına müracaat edilmelidir.

Ağrının özellikleri

Kalp ağrısı göğsün orta hat kemiği arkasında ve orta hattın hafif sol tarafında hissedilir. Ancak göğüs boyunca iki taraflı, daha çok sol taraf olmak üzere kollara, boyun ve çeneye yayılma eğilimindedir. Daha az sıklıkla sol kürek kemiği ve omuz bölgesine yayılabilir. Bazen başlama noktası mide bölgesi de olabilir. Nadir de olsa koldan başlayıp göğse yayılır ya da sadece kolda hissedilebilir.

Efor göğüs ağrısı

Efor ile gelen ağrı kalp ağrılarının en sık görülen şeklidir. Ağrı kalp kasının kan ihtiyacını arttıran herhangi bir sebeple ortaya çıkabilir. Ağır bir yemekten sonra, heyecan, gerilim, öfkelenme, soğuk-sıcak havada rüzgara karşı yürürken veya ağır bir yük taşımakla kolayca oluşabilir.

Herhangi bir iş yapmakla gelen ağrı dinlenmekle geçmiyorsa işte o zaman korkulan kalp krizi yaklaşmış olabilir. Göğüs ağrısı, kalbi besleyen damarlarda ciddi daralma varsa, çok ufak eforlarda, heyecanlanma ve streste, bazen rüya görme ile uykudan uyandırma şeklinde olabilir.

İstirahat göğüs ağrısı

Göğüs ağrısı istirahatte geliyorsa, alışılmışın dışında uzuyorsa, dil altı ilacı almakla geçmiyorsa, daha düşük seviyeli eforlarla geliyorsa, koroner damarda daralan bölgede ülsereleşme ve pıhtı oturma işi başlamışsa tedaviye hemen başlanmazsa kalp krizinin yaklaştığını haber verir.

Sözünü ettiğimiz belirtiler ihmal edilmemelidir. Artık, modern cihazlar kullanılarak göğüs ağrılarının kalp ilişkisi çok kolay çözümlenebilmektedir.

Risk faktörleri fazlaysa ve göğüste ağrı oluyorsa zaman kaybedilmemelidir. Aklı kurcalayıp duran “Bende gizli kalp var mı?” ya da “Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?” sorularına kalp elektrosu, eforlu kalp elektrosu, kalp ekosu ve diğer daha ileri tetkikler sayesinde cevap bulabilmek mümkündür.

Guatr - Sağlık

Sağlik Yorum yok »

Guatrı olan bir hastanın ortaya çıkan belirtilerini göz ardı etmemek gerekir. Hastalık nedeniyle parmak ve dil ucunda titreme, sinirlilik, sıcağa dayanamama, zayıflama ve bazı türlerinde boyunda şişlik görülür. İyileşmesi mümkün olan bir guatr giderek geciktirilirse ya da ilaç tedavisine cevap alınamazsa cerrahi müdahale gerekebilir.
Tiroid bezi, boynun ön yüzünde, nefes borusunun iki yanında yer alan yutkunmakla hareketli bir iç salgı bezidir. Bu bezin iltihabi ve tümoral olmayan büyümelerine guatr denir. Guatr iki şekilde olabilir: Birincisi ve çoğunlukla görülen bezin bir veya birkaç bölgesinde yumrular halinde olanı (nodüler guatr), ikincisi ve daha seyrek olanı bezin tamamının büyümesi şeklindedir.
Belirtileri:
Tiroid bezinin normalden fazla (hipertroidi) ve normalden az (hipotroidi) çalışması ile vücudun kalp-damar, solunum, sindirim, üriner ve sinir sistemlerini etkileyen belirtiler ortaya çıkar.

Tiroid bezinin fazla çalışma belirtileri;

  • İştah artmasına rağmen kilo kaybı
  • Sık sık büyük abdest yapma
  • Seyrek adet görme
  • Ellerde ve dilde titreme
  • Sinirlilik, duygusal değişiklikler
  • Sıcaktan rahatsız olma, terleme
  • Taşikardi ( nabzın yükselmesi uykuda bile)
  • Göz belirtileri (göz kapağı tembelliği, gözlerin dışarı doğru çıkması, çift görme)
  • Ayaklarda şişlik

    Tiroid bezinin az çalışması (hipotroidi) belirtileri;

  • Kilo alma
  • Kabızlık
  • Soğuktan rahatsız olma
  • Aşırı adet görme
  • Kısık ses
  • Güçsüzlük, hareketlerde yavaşlama
  • Nabzın düşmesi
  • Cildin-saçın kuru ve kalın olası
  • Tiroit - Sağlık

    Sağlik Yorum yok »

    Tiroit, boyun kısmında adem elmasının altında bulunan kelebek kanadını andıran endokrin bir bezdir. 30 gramdan daha hafif olan bu bezin görevi;kalori yakılması,kalp atışları gibi metabolik faaliyetlerin düzenlemesinde rol alan hormonların salgılanmasını sağlamaktır. Bazen tiroit bezi bir veya daha fazla nodül oluşturarak normalden fazla büyür. Katı veya sıvı ile dolu bu şişlikler semptom oluşturmayan iyi huylu tümörlerdir. Semptomları, sadece doktorunuz rutin bir tıbbi muayene sırasında teşhis edebilir.Bazı nodüller diğerlerine göre çok büyük olup, özofagus ve trakeye basınç yaparak yutkunma zorluğuna sebep olabilir. Aşırı miktarlarda tiroit hormonunun salgılanmasında istenmeyen kilo kaybı ve uyku problemlerine yol açan hipertiroidizm görülür. Nodül oluşan tiroitlerin sadece %5�inde kanserli hücrelere rastlanmıştır.

    Tedavi nodüllerin çeşidine göre değişir. Küçük nodüller dikkatli bir kontrol yöntemi gerektirirken, büyümekte olan ağrı verici nodüllerin sentetik hormonlarla baskılanmaları gerekmektedir. Eğer testler nodül varlığını kanıtlayamıyorsa, cerrahi yöntemlerle alınması gerekmektedir. İncelemeler yapıldıktan sonra iyi huylu bir tümör olduğu kanısına varılırsa bu işlemin iyi sonuç verdiği söylenebilir

    Doğru Diş Fırcalama Tekniği - sağlık

    Sağlik Yorum yok »

    Tam ağız bakımı, herhangi bir ürünün kullanılmasından çok, diş fırçalama ve diş aralarını temizleme tekniklerine dayanır. Anti-plak ya da anti-tartar olarak adlandırılan diş macunlarına fazladan ücret ödemek yerine, doğru teknikleri öğrenerek uygulayın.

    Diş fırçalama ve diş aralarını temizleme, diş sorunları başlamadan önce bakterileri ve yiyecek parçalarını temizlemenin en iyi yollarıdır. Diş bakımına, diş aralarınızı günde en az bir kez temizleyerek ve dişlerinizi en az iki kez (sabah ve gece yatmadan önce) fırçalayarak başlayın. Ancak daha da iyisi, her öğün ya da atıştırmadan sonra bir kez fırçalamaktır. Florlu diş macunu, diş fırçası ve diş ipi ile yapılan tam bir temizlik en az 3 ila 5 dakika sürmelidir.

    Doğru sıra ise, önce diş aralarını temizlemek, sonra fırçalamaktır. Bu şekilde, diş arasını temizlerken gevşettiğiniz yiyecek parçaları ve bakterileri fırçalayarak temizleyebilirsiniz.

    Diş sorunlarını önlemek için, dişlerinizi düzenli olarak fırçalayın ve diş aralarınızı temizleyin. Tüm dişlerinizin dış yüzeyleri ve arka dişlerinizin iç yüzeyleriyle başlayın. Diş fırçanızı yatay olarak tutun, arkaya ve öne sürterek fırçalayın. (A) Daha sonra, üst ve alt ön dişlerinizin iç yüzeylerini temizlemek için dikey olarak fırçalayın (B). Diş fırçanızı hem dişler hem de diş eti üzerinde hareket ettirin. Diş ve diş etlerinizin aralarını temizlemek için, 45 derecelik bir açıyla fırçalayın (ortadaki resim). Mumlanmış ya da mumlanmamış diş ipini her iki elinizin orta par­maklan çevresine dolayın. Alt dişler için (O, diş ipini işaret parmak­larınız çevresine dolayın ve arada kalan bölümü dişleriniz arasına sokun. Sonra, dişinizin altından üstüne doğru yavaşça ileri-geri hareket ettirin. Üst dişler için (D), baş par­mak ve işaret parmağını kullanmak en iyi yön­temdir.

    © Tüm hakları HurCafe.Com Tarafından Saklı Tutulur.
    Entries RSS Comments RSS Sohbet

    Copyright © 2008 HurCafe.Com
    Bu site Google | Yahoo | Msn | Alexa üyesidir. Hiçbir sayfası izinsiz yayınlanamaz.
    chat | radyo dinle | bedava sohbet | kızlarla sohbet | canli chat | sitemap